Ara
  • Dila Ünüvar

"Tell me who i am" "Bana Kim Olduğumu Söyle" Belgeselinin Bir Okuması

En son güncellendiği tarih: 29 Nis 2020


Bu metinde bahsedeceğim belgesel gerçek bir hayat hikayesine dayanıyor. 1982 yılında İngiltere’nin bir kasabasında ailesiyle birlikte yaşayan ikiz kardeşlerden birinin 18 yaşında geçirdiği motorsiklet kazasından sonra hafızasını kaybetmesi etrafında gelişen, gerçek ama bir o kadar da sahte bir hayat hikayesi söz konusu olan.


Alex kazadan sonra kaldığı komadan uyandığında hastane odasında başında bekleyen ikiz kardeşi Marcus dışında geçmişine ve kim olduğuna dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. Annesi, Marcus ve Alex eve döndüklerinde evde onları karşılayan, oğlunun sağlığından endişelenen baba konumundaki kişiyle karşılaşamamak, izleyici olarak ilk dikkatimi çeken noktalardan bir tanesiydi. Garipliklerden biri de ikiz kardeşlerin ana evin dışında minik bir kulübede yaşıyor olmalarıydı. Alex’in kazadan öncesine dair hatırladığı tek şey olan -başka bir deyişle tutunacak tek dalı olan- kardeşi Marcus, ona bisiklete binmekten diş fırçalamaya, ayakkabılarının bağcıklarını bağlamaktan kızlarla ilişki kurmaya kadar birçok şeyi en başından öğretmektedir. Tıpkı bir annenin çocuğunu büyütmesi, yetiştirmesi gibi Marcus’un kardeşi için böyle bir işlevi olduğu görülmektedir. Marcus, Alex’e çocukluklarını nasıl geçirdiklerine, anne ve babalarının nasıl ebeveynler olduklarına dair anılar anlatıyor, kardeşininin geçmişe dair boşlukları doldurmasına yardımcı olmaya çalışıyordu. Ancak bunu yaparken mühim bir sırrı dışarıda bırakıyordu. Alex ise Marcus’un kendisine anlattığı aile hikayesiyle kendisine yeniden bir geçmiş inşa ediyordu. Eski aile fotoğrafları, ailece gidilen tatiller, Marcus’un anlattığı mutlu aile tablosuna oldukça uyuyor görünüyordu. Ancak tamamiyle Marcus’un hayal ürünü olan bu aile tablosu Alex’i uyutuyordu. Marcus, kardeşinin öğrenmesini istemediği bir gerçekten onu korumaya çalışıyordu. Sahte hikayelerle, sahte anılarla, annelerinin bir melek olduğuna dair aldatmacalarla çizdiği yepyeni aile tablosu belki de Marcus için sıradan mutlu bir aile olabilmeye dair keşkeyi taşıyordu. Elbette bir süre sonra Alex’in, kardeşinin anlattığı hikaye ile gerçekte karşılaştığı anne ve baba figürlerinin birbirini tutmadığını fark etmeye başlamasıyla ilk uyanış gerçekleşiyor. Önce babalarının, ardından annelerinin ölmeleriyle ev ikiz kardeşlere kalıyor ve bir gün eşyaları toparlarken Alex, annesinin kilitli dolabında bir fotoğraf buluyor. Kafa kısımları kesilmiş bir fotoğraf; iki erkek çocuğu çıplak bir şekilde yan yana durmuşlar. Annesinin gizlediği bu fotoğraf Alex’in kafasındaki soru işaretlerini iyice tetikliyor ve Marcus’un karşısına geçip ona gerçekleri anlatmasını istiyor. Marcus için tüm acı gerçeği kardeşiyle paylaşması oldukça zor görünüyor ve Alex’e böylesinin onun için daha iyi olduğunu söylemekle yetiniyor. Elbette Alex belgeselin sonunda anneleri ve annelerinin arkadaşları tarafından cinsel istismara uğramış oldukları gerçeğini öğreniyor. Marcus ise, kardeşine yıllar boyunca cinsel istismara uğradıkları gerçeğini anlatmamasının nedenini; “Eğer kardeşinizin acı gerçeği bilmeme şansı varsa, hiç düşünmeden ona gerçekleri söylememeyi tercih edersiniz.” şeklinde açıklıyor. Her ikisi de 49 yaşında olan kardeşler, şimdilerde kendilerine iş kurmuşlar, evlenmiş ve çocuk sahibi olmuşlar. Peki tüm bu gerçekleri bilerek bir insan nasıl yaşar, nasıl devam edebilir ? Alex ve Marcus’un benlikleri tüm yaşananlardan nasıl etkilendi ? Alex yıllarca aklındaki şüphe ve soru işaretleriyle nasıl devam edebildi ? Marcus her şeyi bilmenin ağırlığıyla nasıl başa çıkabildi, nasıl devam edebildi ?


Marcus’un kelimelere döktüğü aile hikayesi -sahte de olsa- Alex için simgesel bir değer görmüş olacak ki; onu dağılmaktan korumuş, benlik bütünlüğünü bir arada tutmuş. Anne annelik işlevini yerine getirmezken, üstelik ensest yasağını da çiğnerken; sınırı çizen, yasayı hatırlatan bir üçüncü olarak babanın ortalarda olmaması öznenin kurulumu açısından işleri daha da karmaşık hale getiriyor. Dolayısıyla böyle bir aile denklemi her şeyin farkında olan Marcus için ayrı, kurmaca bir gerçeğe inanmak durumunda kalan Alex için ayrı kurulan içsel dayanakların varlığını gündeme getiriyor. Açıkça okunabilir ki; hafızası silinen Alex’in parçaları bulmasında ve birleştirmesinde, yeniden bir hayat hikayesi oluşturmasında Marcus’un yarattığı kurmaca gerçeklik, Alex’in içine yerleşebileceği simgesel bir çerçeve oluşturmasında önemli bir rol oynamıştır. Alex için Marcus’un sözcükleri ona tutunabileceği bir dayanak olmuştur. Öyle ya da böyle Marcus’un kurgusu Alex’i sahte ama kapsayıcı/yapılandırıcı bir aile senaryosu içine almıştır. Peki ya Marcus için o simgesel çerçeveyi, o içsel dayanağı oluşturmak nasıl mümkün olmuştu ? Bu soruya bir cevap üretebilmek için Marcus’a kulak vermek gerek.


Anne ve çocukları bir füzyon içindeyken, yasanın temsilcisi olarak baba konumundaki birinin devreye girmediği görülebiliyor. Bununla birlikte anne ne dilinde ne bakışında yasa koyan bir simgesel öteki olarak babayı alması gereken konuma çağırıyor. Annenin çocuklarıyla sapkınca sürdürmeye devam ettiği birliği/tamlığı kesebilen, “dur” diyebilen bir bakış, bir söz, bir kimse ortalarda yoktur.


İkiz kardeşlerin “ana evinden” uzaklaşmalarıyla belgesel sona eriyor. Görünen o ki ikiz kardeşler için ana evinde olanlara bir son verebilmek; karanlık geçmişe dair tüm gerçeği beraberce ele alıp yüzleşmenin yapılabildiği vakit mümkün oluyor.


Belgeseli burayı tıklayarak izleyebilirsiniz.

103 görüntüleme0 yorum

    © 2020 by Dila Ünüvar, Tüm hakları saklıdır.