Ara
  • Dila Ünüvar

Ayna Evresi Etrafında Söze Gelenler : “Dorian Gray’in Portresi”

Bebek, imgesel düzende parçalı olarak algıladığı bedeninin tek parça olduğunu bir Öteki’nin ayna işlevi görmesi aracılığıyla keşfeder. Parçalı olarak duyumsadığı bedenini artık bütünleşmiş bir biçimde algılamasıyla Ben’in oluşumunun ilk adımı atılmış olur. Ayna karşısında kendi olduğunu varsaydığı imgeye kapılan bebek için bu imge, onun gerçek Ben’i olmamakla birlikte ona bir varlık değeri kazandırır. Bu ideal benlik, imgesel bir kapılmadır. İşte tam da bu noktada, “imgesel kapılma”dan söz ederken, uzun zaman önce okuduğum “Dorian Gray’in Portesi” kitabı aklıma düştü. Bu kez kitapta anlatılanları ayna evresi etrafında düşünme fırsatım oldu. Dorian Gray de tıpkı Narcissus’un sudaki yansımasına kapılması gibi, aynadaki imgesi diyebileceğimiz portresine kapılmıştı. Lord Henry ona iki hediye sunmuştu; portre ve ayna. Ayna; Dorian’in kendi muhteşem güzelliğini seyredebileceği o olağanüstü imgeyle özdeşleştiği bir yer olarak konumlandırılabilir. Kendi portresi ise; simgesel düzlemin yansıtıcısı gibidir. Aynadaki imgesi sayesinde varlık değeri kazanan bebek, kendi olmadığı ama kendi olduğuna inanmak istediği bir imaja sabitlenmiştir. Öznenin bir varlık değeri kazanmasının yolu, aynadaki benzerinin çocuğun kendisi olduğuna inandığı imgeye kapılmasından geçse de bu tek başına yeterli değildir. Bir adlandırıcı tarafından tanınmaya ihtiyaç duyulur. Çocuğun aradığı, Öteki tarafından kendi öznelliğinin tanınmasıdır. Özne-Ben’in kurulumu için bir Öteki’nin varlığı ve onun adlandırmasının gerekliliği söz konusudur. Bu adlandırmadan hareketle özne için simgesel düzen içinde konumlanmak mümkün olabilir. Ancak simgesel çerçevenin, dolayısıyla adlandırıcı bir Öteki’nin Dorian’in hikayesinde eksik kalmış olduğunu görüyoruz. Öyle ki, portre ve Dorian arasında bir üçüncü yoktur. Dorian’in; genç, güzel, harika görünen ve kendi olduğuna inanmak istediği resimdeki kendinin imgesine kapılmış olduğunu görürüz. İşte “imgesel yakalanma”nın yabancılaştırıcı etkisi burada söz konusudur. Dorian aldanmıştır, resimdeki kendinin büyüsüne kapılmıştır. Dorian ve portresi baş başadır. Bebek ve onun benzeri / aynadaki imgesi arasındaki ikili kurulum beraberinde yıkıcılığı, gerilimi ve çatışmayı getirir. Başka bir deyişle; bir üçüncünün dolayımının bulunmadığı, yalnızca iki oyuncunun karşı karşıya kaldığı durumda; çatışmalı ve saldırganlık yüklü bir gerilim söz konusu olur. Kitabın sonunda, Dorian’in aynayı da portreyi parçaladığı görülür.

Bu çağrışımların beni getirdiği yerde sorum şu oldu : Dorian, git gide resimdeki kendinin yaşlandığını, çirkinleştiğini fark eder. Aynaya baktığında ise, kendisinin güzel imgesini seyre dalar. Bu koşullarda ayna, imgeseli; portre, simgeseli temsil ediyor olabilir mi? Çünkü, tıpkı sudaki yansımasını hayranlıkla izleyen Narcissus’un o imgeye yakalandığı gibi, Dorian de ayna karşısında gördüğü ideal imgesini izlemekten kendini alıkoyamaz. Bu süreçte de sanki o aynadaki imgenin yabancılaştırıcı yazgısının bir işareti olarak portredeki Dorian çirkinleşir. Eğer ki portreyi simgesel düzlemin temsilcisi olarak yorumlayabilecek isek; “Portrenin yaşlanması/çirkinleşmesi/değişmesi; Dorian’in kendi tamamlanmamışlığına bütünlük sağlayacağını umduğu imgeye aldanmış olduğunu duyurmaya çalışmaktadır.” denilebilir mi ?

84 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör